ilkokuldan bu yana süregelen, saçma sapan bir huyum var. çevremde kimseden duymadım ama benim gibileri de vardır belki, bilemiyorum…
…
ilkokulda, “öğlecilik” diye bir kavram vardı, hatırlarsınız. dersler öğleden sonra başlar ve saat 5’e kadar devam ederdi, ki en nefret ettiğim şeydi. derslerin öğlen olması ve akşama kadar sürmesiyle ilgili hiçbir sıkıntım yoktu ama sabah erkenden uyanan ve öğlene kadar hiçbir şey yapamayan bir çocuk olarak çok sıkılırdım. sebebi de, yukarı da girişini yaptığım, bu saçma huyumdu.
sabah erkenden uyanıp, öğlen 12’ye kadar ~ 3-4 saat zamanım olduğunu bilir, ancak bir türlü verimli geçirecek bir şey yapamazdım çünkü beynim hep, “nasıl olsa birazdan çıkıp gideceğiz, boşa başlama..” derdi. hem aklım işin yarım kalmasında idi, hem de “önce şu okul denen zıkkımı bi halledelim, kafamız rahatlasın” modundaydı. haliyle, öğlene kadar ne oturup ders çalışırdım (şayet annemden azar işitmemişsem) ne de oyun falan oynardım. mal gibi geçen saatlerle, önce haftalar, sonra yıllar geçmeye başladı ki bu manasız düşünceden bir türlü kurtulamadım.
yıllar geçip, ilkokul, ortaokul, lise derken üniversite sıraları bile geride kaldı ancak ben bu davranıştan hala kurtulamadım. yapmam gereken bir iş varsa, o işi yapana kadar, ondan önce yapılması gereken, daha az öneme sahip işlerin hiçbirini yap(a)mıyorum. saat 2’de önemli bir müşteri gelecek ise, saat 12-2 arasında, yaptığım işten zerre hayır gelmiyor. saat 3’te dışarı çıkacak isem, 3 saat öncesinden her şeyi savsaklamaya başlıyorum.
bunu yapmam için de çok mühim bir şey olmasına da gerek yok. en ciddisinden, en sıradanına kadar her konuda, şayet yapılacak önemli bir şey var ise, yapacağım diğer her şeyi bir çırpıda kenara atabiliyorum.
bir kurtuluş yolu yok mu bunun?
-
edit: bu yazı daha önce, soup.io üzerindeki başka bir bloguma yazılmıştı. alpay (erturkmen) sağolsun, ne olduğu hakkında hiçbir şey bilmediğim bu durumun adını yazmış, biraz da bilgi vermiş. başlıkta da yazdığı gibi mevzu “procrastination” imiş… araştıracağım (: