Author:


merkür ben senin…!

Posted by – September 16, 2009

Atilla blogunda yazmış:

Merkür yıl da 4 kez geri gider.. yaklaşık bu 1 aya yakın falan sürer.. 7 Eylül 2009 dan itibaren tekrar geri gitmeye başladı… yaklaşık bu 29 Eylül’e kadar sürecek.. Merkür iletişim gezegenidir.. geri gittiği andan itibaren iletişimde aksamalar başlar.. teknolojik eşyalar bozulur.. araç kazaları artar… iş toplantıları, sözleşmeler, buluşmalar gecikir. İletişimde ciddi sorunlar meydana gelir kısaca…

bunca blog okumama rağmen bununla ilgili şeyleri hep kaçırmışım sanırım, ki son bir aydır başıma gelen saçma sapan şeyler için boşuna sağa sola sövüyormuşum. küfürlerimin hedefi aslında merkür olmalıymış!..

son bir aydır, iki bin liralık bir objektif ile birlikte bin liralık bir grafik tableti telef ettim. altı bin lira verdiğim bilgisayarımı camdan atma noktasındayım. cep telefonum artık s.o.s. vermeye başladı. iş yerinde türlü aksilikler yakamı bırakmıyor; işler sürekli aksıyor.

özel hayatımda insan ilişkilerim b*k gibi tek kelimeyle… annem ve kız arkadaşım başta olmak üzere, çevremde görüştüğüm bir çok insanla tartışıyor ve genel olarak herkesten negatif davranışlar görüyorum. (benim davranışlarıma karşılık olarak sanırım)

kısacası b*ktan bir ay geçiriyorum ve bunun sorumlusunu bulmam iyi oldu, gidip ağzını burnunu kırıcam!..

sevgilerimle merküre…

sigara; çık aramızdan!..

Posted by – September 16, 2009

25 yaşındayım ve hayatımda hiç sigara içmedim. ortaokul, lise yıllarında, ergenlikte, en hayta olduğum dönemde bile, deli gibi içki içsem de, deneme maksadıyla bil olsa, ağzıma bir defa bile sürmüşlüğüm, bir “fırt” bile çekmişliğim yoktur, ki bununla da inanılmaz övünürüm.

neden sigaradan bu kadar nefret ettiğimin çok net bir açıklaması yok; sigara yüzünden başıma bir şey gelmişliği de… sadece ben çocukken babam çok fazla içerdi, günde 2 pakete yakın Maltepe ile bir fabrika bacasını andırırdı. üstü başının sigara kokması, sonra o kokuyla beni öpmeye çalışması, bulunduğu ortama bol bol sigara kokusu yayması ve sigaranın külüyle ortalığı batırması gibi sebepler, sigaradan bu denli nefret etmeme sebep sayılabilir belki.
kendim hiç içmediğim gibi, arkadaşlarımın ve özellikle hayatıma giren kadınların sigara içmelerine de çok karşı çıkmışımdır. genelde sigara içen kadınlarla ilişki yaşamaktan kaçınmışımdır ki, sanırım bu sigara karşıtı duruşumun en net göstergesidir. özellikle bu muameleye maruz kalan kadınlar ve benim tavırlarıma tanık olanlar, abarttığımı ve bir sigara için bir ilişkiden vazgeçmenin anlamsız olduğunu iddia etseler de, olmuyor; yapamıyorum. sigara, aşkın ve sevginin de ömrünü kısaltıyor bende; hayatımdaki insanla arama bir duvar gibi giriveriyor.
ilginç bir biçimde şuanda hayatımda olan ve benim ilk defa “gerçekten ve bilinçli olarak” sevdiğim insan, biricik sevgilim de sigara içiyor malesef. ilk defa, sigara, aşkımla arama giremiyor ancak yine de, arada ateşi kalbimi, dumanı da gözlerimi yakıyor.
ilk defa sigarayı mesele etmemeye, etsem de mızmızlanmaktan ve arada kavga çıkartmaktan öteye gitmememin de ödülünü alıyorum sanırım. işin içine “gerçek” aşk girince, sigara da aradan çıkartılmaya çalışılıyor. evet, sevgilim, benim için sigarayı bırakıyor.
aslında arada derede, bazen can sıkıntısını, bazen de keyifliliğini bahane edip içtiği tek tük sigaralar da olmasa, “bıraktı” demem için hiç bir engel yok ama…
sigarayı bırakmak aslında önemli bir şey bir insan için ve hyatımdaki kadın, benim ve aşkımızın uğruna bunu yapıyor olduğu için çok mutluyum. sigarayı, hem ben sevmediğim hem de sağlığına zararlı olduğu için bırakmasını istiyordum; o da bunu yapıyor. bu gerçekten mutluluk ve gurur verici bir şey :)
teşekkür ederim sevgilim :)

procrastination

Posted by – September 16, 2009

ilkokuldan bu yana süregelen, saçma sapan bir huyum var. çevremde kimseden duymadım ama benim gibileri de vardır belki, bilemiyorum…

ilkokulda, “öğlecilik” diye bir kavram vardı, hatırlarsınız. dersler öğleden sonra başlar ve saat 5’e kadar devam ederdi, ki en nefret ettiğim şeydi. derslerin öğlen olması ve akşama kadar sürmesiyle ilgili hiçbir sıkıntım yoktu ama sabah erkenden uyanan ve öğlene kadar hiçbir şey yapamayan bir çocuk olarak çok sıkılırdım. sebebi de, yukarı da girişini yaptığım, bu saçma huyumdu.

sabah erkenden uyanıp, öğlen 12’ye kadar ~ 3-4 saat zamanım olduğunu bilir, ancak bir türlü verimli geçirecek bir şey yapamazdım çünkü beynim hep, “nasıl olsa birazdan çıkıp gideceğiz, boşa başlama..” derdi. hem aklım işin yarım kalmasında idi, hem de “önce şu okul denen zıkkımı bi halledelim, kafamız rahatlasın” modundaydı. haliyle, öğlene kadar ne oturup ders çalışırdım (şayet annemden azar işitmemişsem) ne de oyun falan oynardım. mal gibi geçen saatlerle, önce haftalar, sonra yıllar geçmeye başladı ki bu manasız düşünceden bir türlü kurtulamadım.

yıllar geçip, ilkokul, ortaokul, lise derken üniversite sıraları bile geride kaldı ancak ben bu davranıştan hala kurtulamadım. yapmam gereken bir iş varsa, o işi yapana kadar, ondan önce yapılması gereken, daha az öneme sahip işlerin hiçbirini yap(a)mıyorum. saat 2’de önemli bir müşteri gelecek ise, saat 12-2 arasında, yaptığım işten zerre hayır gelmiyor. saat 3’te dışarı çıkacak isem, 3 saat öncesinden her şeyi savsaklamaya başlıyorum.

bunu yapmam için de çok mühim bir şey olmasına da gerek yok. en ciddisinden, en sıradanına kadar her konuda, şayet yapılacak önemli bir şey var ise, yapacağım diğer her şeyi bir çırpıda kenara atabiliyorum.

bir kurtuluş yolu yok mu bunun? :)

-

edit: bu yazı daha önce, soup.io üzerindeki başka bir bloguma yazılmıştı. alpay (erturkmen) sağolsun, ne olduğu hakkında hiçbir şey bilmediğim bu durumun adını yazmış, biraz da bilgi vermiş. başlıkta da yazdığı gibi mevzu “procrastination” imiş… araştıracağım (:

Kulak misafiri olmak ister misiniz?

Posted by – September 16, 2009

“Kendi Kendime” aslında uzun zamandır devam eden, “çevrimdışı blog” projem. Kişisel bir blog. Ancak zaman zaman haddinden fazla “kişisel” olmasından dolayı, çevrimdışı takılmak durumunda…

“Kendi Kendime”nin içeriğini oluşturan şeyleri uzun zamandır bilgisayarımda yazıp, saklıyorum zaten. Zaman zaman fazla kişisel olmasından dolayı da, yazdıklarımı genele açmayı hiç düşünmemiştim ancak “herkesin blogu var, benim neden yok!” duygusu öyle ağır bastı ki, “Kendi Kendime”nin “lite” versiyonunu bir süredir “public” biçimde yazmaktaydım zaten. Gelgelelim, o blog, son dönemdeki ruh halimden fazlaca etkilenip, biraz fazla depresifleştiğinden ve içeriği biraz daha genişletip, kaliteli hale getirme arzumdan dolayı, uzun zamandır planladığım blog projeme nihayet başlamış bulunuyorum.

çocukluğumdan beri yalnız kaldığımda kendimle çok konuşurum. bunun büyük çoğunluğu iç ses bazında olsa da, arada abartıp, deli cevat tadında, sesli sesli kendimle konuşmuşluklarım da vardır. *bu satırdan sonra okuyucu, blogu kapatıp, kaçar*

blog yazma fikrine, seneler evvel bu mantıkla başlamıştım, ki çok klişe bir tabirle, ozamanlar buralar dutluktu ve “blog yazmak” ve “sosyal medya” gibi kavramlar hiç yoktu. bir dönem bu blogun tarzında birşeyler karaladıysam da, o dönem arkadaşlarım tarafından pek ilgi görmemesi sonucunda bu işleri bırakmıştım. sonrasında ise, bir türlü kafamı toparlayarak, eskisi gibi düzenli ve kaliteli içeriğe sahip bir bloga da imza atamadım. arkadaşlarla girişilen toplu blog projelerinde ve kişisel hazırladığım, geneli müzik ve teknoloji üzerine olan bloglarımın da hayal kırıklığı ile sonuçlanması sonucunda, bu işleri bırakmıştım.
“kendi kendime”, uzun zaman sonra denediğim ilk kişisel blog. içerik olarak rotam nedir, hiç bilmiyorum; her şey olabilir (:
umuyorum,
kendi kendime konuşurken, birileri bana kulak misafiri oluyordur :)